Join for FREE | Take the Tour Lost Password?
[x]

deviantART

 

Yunanistan'da isyan!

Thu Dec 11, 2008, 5:55 AM
Atina ve bütün Yunanistan geçen Cumartesi gecesinden bu yana alevler içinde. 6 Aralık Cumartesi günü Atina’da 15 yaşındaki bir gencin polise bağlı Özel Muhafızlar tarafından alçakça katledilmesi, yalnızca başkentte değil bütün bir ülkede derhal bir halk isyanına özelikle de gençliğin başkaldırısına yol açtı. Şü;phesiz bu, 1940’lardaki iç savaştan ve 1973’te askeri diktatörlüğe karşı patlak veren Politeknik ayaklanmasından bu yana en büyük başkaldırı niteliğinde.

Ölüm haberinin duyulmasından hemen sonra birçok insan, özellikle de gençler cinayet mahallinin bulunduğu Atina Politeknik Üniversitesi yanına akın etti. Polisle çatışmalar başladı ve caddelere barikatlar kuruldu. Politeknik işgal edildi ve ertesi gün için boykot çağrısı yapıldı. Aynı gece Selanik, Yanya, Girit, Patras ve diğer Yunan şehirlerinde de benzer hareketler patlak verdi.

Pazar günü Atina’daki emniyet müdürlüğüne 20.000 kişinin katıldığı ve çok geçmeden kitlesel çatışmalara dönüşerek bütün gün süren bir yürüyüş düzenlendi.



Pazartesi günü ise sabahın erken saatlerinden itibaren yaşları 15 ve altında on binlerce genç Atina sokaklarında yürüyüş yaparak emniyet müdürlüğünün önünü işgal etti. Korfu’dan Rodos’a, Meriç’ten Girit’e ülke çapında gençler polis karakollarına idari binalara saldırdılar, bazılarını işgal ettiler.



Akşama doğru Atina’da bir önceki günün iki katı kadar bir kalabalığın katıldığı gösteri bütün başkente yayılan sokak çatışmalarına dönüştü. Atina Üniversitesi Hukuk Fakültesi, Atina Ekonomi Üniversitesi ve Politeknik işgal edildi ve buralarda mücadele hattının tartışıldığı meclis toplantıları yapıldı.



8 Aralık’ta ise sağcı başbakan Kostas Karamanlis’in ülkede sıkıyönetim ilan etme gerekliliğini tartışmak üzere cumhurbaşkanıyla ve parlamentodaki diğer partilerin liderleriyle bir araya geleceği açıklandı, ancak duyuru sonradan yalanlandı.



ImageHakim medya, “bir gencin talihsiz ölümünü istismar eden” ve “özel mülke zarar verip bankaları yakan sosyal holiganlara” karşı orta sınıflar arasında histeriyi körüklemeye çalışıyor. 2006-2007’deki kitlesel öğrenci isyanları nedeniyle istifa etmek zorunda kalan eski eğitim bakanı Marietta Yannakou “Atina’daki Hukuk Fakültesi işgali sırasındaki çatışmaların başını çeken orta yaşlı (!!) Trotskist ve anarşistleri” suçladı.



Elbette ki isyan birileri tarafından kışkırtılmış değil. Dünya kapitalist krizinin yarattığı patlayıcı durumun bir ifadesi. Bu başkaldırı, esnek çalışma, işsizlik, sürekli polis tacizi koşullarında geleceksiz yaşayan gençlikten taşan kitlesel öfkeyi gösteriyor. Binlerce genç erkek ve kadın kendilerini, masum kurban Aleksis Grigoropulos’la ve onun trajik sonuyla özdeşleştiriyor. Yaşadıkları öfke patlaması zaman zaman kör şiddet biçimini alıyor. Tı;pkı 2006’da Paris varoşlarında yaşandığı gibi. İşte bu yüzden pek çok hakim sınıf temsilcisi bir “Yunan Sarkozy”ye gerek olduğundan dem vuruyor. Ancak hem Paris’te hem de Atina’da esas sebep köklü toplumsal, sınıfsal meseleler.



Sözde sosyalist resmi muhalefet partisi PASOK isyanları kınadı ve Genel İşçi Konfederasyonu’ndaki üyeleri, sağcılarla birlikte, 10 Aralık’taki (yarın) 24 saatlik genel grev nedeniyle Atina’da yürüyüş yapma kararının iptali için oy verdi.



Resmi sol da ikircikli bir tavır takınmış durumda. Stalinist KKE (Yunanistan Komünist Partisi) ilk günlerde, emniyet yetkilileriyle, yani katillerle görüşmek üzere bir heyet göndermenin dışında hiçbir şey yapmadı. Kendi ayrı eylemlerini örgütleyerek ve “toplumsal barışı anarşistlerden ve aşırı solculardan koruyarak” ortak gösterilerin dışında durdu. Eski Avrokomünist Sinaspismos ise kitle hareketleriyle devlet arasında “arabulucu” rolü oynamaya çalışıyor.



Eylemleri radikal sol, özellikle de MERA (partimiz EEK’in de [Devrimci İşçi Partisi] içinde olduğu radikal sol cephe) ile ENANTIA’nın (birleşik anti-kapitalist sol) oluşturduğu iki cephe ve bazı Maoistler ve Otorite karşıtı Hareket (anarşistler) koordine ediyor. Sisteminin krizinin faturasını sömürülenlere ödetmeye çalışan Katiller Hükümeti’ni devirmek ve kapitalist politikalarına bir son vermek üzere kesintisiz mücadele ve Genel Grev çağrısı yayınladık ve şu kararları aldık:



9 Aralık’ta Atina’da öğrencilerin ve üniversite hocalarının katılacağı bir kitle gösterisi. Yürüyüş kolundan bir temsilci heyeti genç Aleksis’in cenazesine katılacak. Öğleden sonra bütün işçi mahallelerinde gösteriler ve aitasyon-propaganda faaliyetleri gerçekleştirilecek.



Genel Grev günü olan 10 Aralık’ta Genel İşçi Konfederasyonu (GSEE) liderliğine karşı Atina’da ve ülkenin bütün büyük kentlerinde yürüyüşler düzenleyeceğiz.



EEK, geçiş programı temelinde krizden işçilerin sosyalist yoluyla çıkış için, katil kapitalist devlete ve onun hükümetine karşı, işçilerin iktidarı için, mücadeleyi süresiz Genel Greve çevirmek amacıyla ülkenin belli başlı bütün şehirlerinde kavgaya katılıyor.



Venceremos!


Savas Mihail

EEK-Devrimci İşçi Partisi (Yunanistan)

8/12/2008

fotograf

Wed Nov 26, 2008, 3:59 AM
Bir cehennemi göstermek, elbette, insanların o cehennemden nasıl çıkarılacağı, cehennem ateşinin nasıl söndürüleceği konusunda herhangi bir şey anlatmaz bize. Yine de, başkalarıyla paylaştığımız şu dünyada, bazı insanların,insanların kötücüllüğü ve sapkın yanlarının ne denli ıstıraplara yol açtığını bilmesi ve bu konuda görüşlerini derinleştirmesi kendi içinde hala olumludur.
(Susan Sontag, Başkalarının acısına bakmak)

'Güzel fotoğraf'lar diyarı

Wed Jan 2, 2008, 10:42 AM
Hiçbir zaman sadece güzel bir fotoğraf çekmeyi hayal ederek yola çıkmadığım için, fotoğrafçılığımı da "güzel fotoğraf"lar üzerinden kurgulamadım. Fotoğrafın estetik güzelliğinden çok, hayata ve çağıma tanıklığımın dürüst bir belgesini bırakmakla ilgili oldum. Bunu yaparken motivasyonumun yegâne kaynağı, ürettiğim fotoğrafların basın aracılığıyla insanlara ulaşacak olduğunu bilmek ve bunun verdiği sosyal sorumluluk bilinciydi.
Fotoğraf, yaşanılan bir anı ancak hissettirebilir. Dolayısıyla, fotoğrafı çeken dondurduğu an'dan daha önce, yaşadığı an'ın tanığıdır ve bu anla ne denli iç içe bir duygusal bütünlüğe sahipse fotoğrafik yansıma o denli başarılı olur. Fotoğrafı güzel yapan onu ortaya çıkaran duygunun samimiyetidir demek istiyorum. Ancak bu sayede fotoğraf, bir güzellik objesi, bir süs olmaktan kurtulup kendi iç anlamıyla varolabilir.
Kendi doğal döngüsünün çok üzerinde bir ivmeyle hızlanan teknolojinin kurbanı olan fotoğraf, günümüzde sistemin bir tüketim nesnesi haline geldi ve anlamını yitirdi. Her yerde 'Güzel fotoğraf' yarışmaları, kritikler, puanlamalar, ödüller. Puanlanmadan varolamaz hale getirilen modern insan!
Oysa fotoğraf, 'Bakın burada böyle bir haksızlık var' diyebilmenin, bunu belgelemenin yegâne araçlarından biridir.
Foto-rö;portaj yapan bir fotomuhabiri olarak, çalıştığım konuyu tüm gerçekliğiyle anlatan fotoğraflardan oluşan bir toplam yaratmakla uğraştım hep. Her biri yalın ve vurucu cümlelerden oluşan en öz haliyle dile gelmiş bir hikâye anlatmak oldu derdim. Hikâyeyi hakkıyla anlatan fotoğrafik bütünlüğün peşinden koştum. O hikâyeyi anlatmak istememin gerekçelerini, hikâyesini anlattığım konuda aradım. Sıkıntıyla, sancıyla çıkardığım her fotoğraf bir sonrakini gülümsemeyle çağırdı.

İkram'ın fotoğrafı
Şimdi arkama baktığımda fotoğrafçılığımda en ağır basan bölgenin Güneydoğu Anadolu olduğunu görüyorum. Anlattığım konuyu oluşturan fotoğrafların birbirleri arasında tutarlı bir bütünlük oluşturmasına çabalamam gibi, başlayacağım her yeni konu da bitirdiğim konuyla ortak bir temada buluşabilsin istedim. Bu sebeple, Atlas dergisinin fotoğrafçısı olarak Diyarbakır'a ilk gidişimden sonraki dört yılım, yine Diyarbakır'ın doğusunda Atlas dergisi için foto-rö;portajlar üreterek geçti.
Mesela, Bitlis'in Hizan ilçesinin Giran köyünün muhtarı ve 'korucu'su İkram Gezelge. İkram'la tanışıklığımız Hizan Jandarma Karakolu'nda başladı. Bölgede korumasız dolaşamayacağım için ben ona, bölgede gezecek bir gazeteciye eşlik etme görevi verildiği için o bana mecburdu. Bir haftamız yollarda ve yanyana geçti. Yaptığımız yolculuklar, gittiğimiz köyler beni artık bu dünyada bir yerlerde olmadığıma inandıracak kadar gerçek ötesiydi. Büyüleyiciydi. Tozdan, yağmurdan çamur olmuş yüzlerimizi birbirimize gösterip güldük. Açlıktan, yorgunluktan yığılmış bedenlerimizi aynı toprak damın gölgesine bıraktık.
Yanda gördüğünüz İkram'ın fotoğrafıdır. Deklanşöre bastığım anda aynada gördüğüm kadrajın aynısıdır. Bana bu fotoğrafı 'böyle' çektirten, yüzleri göstermeyerek kişileri kimliklerinden arındırmak ve herkesleştirmek istemem olabilir. Veya bölgenin silaha bağımlılığını vurgulamak istemiş de olabilirim. Ya da ne bileyim, çocukların bile silahla kurduğu yakın ilişkiyi anlatmak da olabilir. Hatta, babanın kirli sakallı yüzüyle çocuğun masum yüzü arasındaki tezata rağmen silahla ilişkilerindeki rahatlığın aynılığı. Bunların en az biri veya hepsi birden olabilir. Ama bu kadrajı yaparken bu cümlelerden hiçbirini kurmuş değildim. Tek hatırladığım, bir oğulun babasıyla silahı arasında kendine sığınacak bir yer arayışının bende yarattığı duygudur. (Fatih PINAR/Radikal 2/30-12-2007)

Sponsored By Ninja Assassin

Journal History

Site Map